Programın açılış bir konuşmasını yapan Bultürk Genel Başkanı Rafet Ulutürk , “BGSAM olarak bugüne kadar bir çok güzel hizmetler yaptığımız gibi çok daha güzel hizmetler yapmaya devam edeceğiz dedi.
24.Dönem İzmir Milletvekili Araştırmacı-Gazeteci-Yazar Rıfat Sait de kısa bir selamlama konuşma yapmanın ardından
Mavi Vatanın Komutanı Emekli Tümamiral Doç.Dr.Cihat Yaycı yaptığı konuşmasında önemli mesajlar verdi.
Yaycı Konuşmasında; “Milli davamız Mavi Vatan herkes tarafından vazgeçilmez olarak görülmektedir. Bugün özellikle Doğu Akdeniz’de, başka ülkelerin hükümranlık sürme gayretlerini gördüğümüzde Mavi Vatan’ın önemi bir defa daha karşımıza çıkıyor. Mavi Vatan mefhumu önemli bir mefhumdur biz Mavi Vatan’a sahip çıkmakla mükellefiz.
Bazıları zannediyor ki, eline cetveli kalemi alıp bu harita kolaylıkla çiziliyor, böyle değil. Bu haritayı çizmek için bütün kıyıları tek tek dolaşmak lazım. Hesaplayıp kitaplayıp koordinatları bulacaksınız sonra uluslararası hukuk prensiplerini, Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği kararları, denizcilik mahkemelerinin verdiği kararlardaki prensipleri dikkate alacaksınız ve coğrafi, hukuki ve uluslararası ilişkiler bağlamında bu haritayı ortaya koyacaksınız ki dünyaya ilan edebileceksiniz. Haritanın hukuka ve ilme uygun olmaması halinde önce Türk milletini mahcup edeceğini söyleyen Yaycı, “Şu ana kadar bizim bu haritamıza hukuken karşı çıkan hiç kimse olamadı. Siyasi itirazları oldu, onlar da bizim deniz alanımızda hak iddia ettiler.” dedi.
Konuşmasına devam eden Yaycı, “Bir ülkenin denizden ve karadan oluştuğunu ifade eden Yaycı, “Mavi Vatan’da biz ne demek istiyoruz? Kazandırmak istediğimiz ne? Aslında özetle şu; ülke sadece karadan oluşmaz, ülke aynı zamanda denizden de oluşur. Ülke deyince hem denizi hem karayı birlikte ölçmek lazımdır. Bunu Türk milleti çok kez söylemiş çok kez de unutmuş. Ben tekrar hatırlatan birisi oldum.” diye konuştu. Asıl meşru müdafaa hakkı olan Türkiye’dir. 1914’teki Altı Büyük Devlet Kararı, 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması ile bu tescillenmiştir. Bu adalar Türkiye’ye tehdit oluşturmamak üzere gayri askeri statüde olmak kaydıyla Yunanistan’a verilmiştir. Demek ki Yunanistan bu adaları antlaşmalara aykırı olarak silahlandırmakla Türkiye’ye tehdit oluşturuyor. O zaman da Türkiye’nin meşru müdafaa hakkı doğuyor. Yunanistan, kıta devleti olduğu halde kendisini bir takımada devleti gibi tanıtmaya çalışıyor. Japonya, Endonezya, Filipinler gibi… Bunlar takımada devletleri. Yunanistan ise bir takımada devleti değil. Yunanistan adaları olan bir yarımada devletidir. Yunanistan kıtada anakarası bulunan bir devlettir. Dolayısıyla sınırları takımada devletlerinde olduğu gibi en dışta bulunan adaları birleştiren hattan itibaren değil, anakarasına istinaden çizilir. Yunanistan, Adalar (Ege) Denizi’nde adaları bulunan bir yarımada devletidir. Yani anakarası olan bir devletin ek olarak adaları var. O halde takımada devletleri için uygulanan uluslararası hukuk, Yunanistan için uygulanamaz. Adalar denizi çok dar bir deniz. Genişliği ortalama 150 veya 180 mil. Yani deniz hukuku tanımlarına göre anakaraların kıta sahanlığı sınırının normalde 200 hatta 350 mile kadar uzandığını dikkate alırsak, bu dar denizde tüm adaların ya Yunanistan’ın ya da Türkiye’nin anakarasının kıta sahanlığında olduğunu bilmemiz lazımdır. Yani Yunanistan ile Türkiye arasında birkaç yüz millik bir deniz olsaydı ve bir ada da anakaraların kıta sahanlığı üzerinde olmasaydı hiçbir sorun olmazdı. Örneğin bu ada (Meis) Türkiye ve Yunanistan’dan 700 veya 500 mil uzakta olsaydı, yani anakaraların kıta sahanlığı uzantısı dışında olsaydı o zaman adanın münhasır bölgeye ve kıta sahanlığına sahip olduğunu söyleyebilirdik. Ama durum böyle değil Türkiye ve Yunanistan arasında genişliği 200 mil dahi olmayan dar bir denizden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu adalardan bazıları Türkiye ile Yunanistan arasında ana karaları esas alınarak tespit edilen ortay hattın Türk tarafında yani Türkiye’nin kıta sahanlığında diğerleri ise çoğunlukla Yunanistan’ın kıta sahanlığında yer almaktadır. Dolayısıyla bir ada, anakaranın kıta sahanlığı üzerindeyse başka bir kıta sahanlığı oluşturmaz. Bu kural da hukuki bir kuralı oluşturan mantıklı bir kuraldır. Diğer bir deniz hukuku tabiri ile bu hattın doğusunda yer alan Yunanistan’a ait adalar “ters tarafta kalan adalar” statüsündedir. Dolayısıyla bu adaların sahip olabilecekleri deniz yetki alanı en fazla karasuları kadardır. Yunanistan’ın iddia ettiği gibi bu ters tarafta kalan adalara karasuları dışında deniz yetki alanları vermek uluslararası hukuka da aykırıdır” diyen Yaycı konuşmasının devamında;
“Siz Yunanistan olarak silahlar, füzeler, firkateynler, uçaklar, helikopterler ve denizaltıları satın alıyorsunuz. Bütün bunlar gerçekten korkutucu ve tehdit edici ama lütfen unutmayın ki Türkiye tüm bu silahları, gemileri, füzeleri hatta uçakları üretiyor. Tabii ki üretilen insansız araçlar, denizaltıları ve tabii daha birçok avunma sanayi araç, gereç ve mühimmatları aynı zamanda ülkemizin şu anda en çok ihracat yapan ilk 14 ülke arasında olmasını sağlıyor. Ürünlerimiz hem kaliteli hem de ucuz. Eğer Yunanistan tasarruf etmek isterse Türkiye’den silah, fırkateyn, ve denizaltı v.s. satın alabilir. Size tavsiye ederim. Öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1995 tarihli kararına bir açıklık getirmem gerekmektedir. Bu karar doğrudan bir savaş nedeni (Casus Belli) ilanı değildir. Bu deklarasyonda doğrudan bir “savaş nedeni” beyanı da yoktur. Ancak Yunanistan’ın Adalar (Ege) Denizi’nde karasularını 6 milin üzerine çıkarması durumunda hükümete askeri güç kullanma da dâhil olmak üzere her türlü ulusal yetkinin verileceğini taahhüt eden bir deklarasyondur. Türkiye, Adalar (Ege) Denizi’nde Yunanistan’ın karasularını 6 milin üzerine 1 santim bile genişletmesine asla müsamaha gösteremez. Bu bağlamda Yunanistan bölgede barış, istikrar ve güvenliği sağlamak istiyorsa anlaşmalara uymak zorundadır. Adalar Denizi’nde statüyü ve dengeyi belirleyen tek bir antlaşma vardır o da Türkiye ve Yunanistan’ın imzacı olduğu 1923 Lozan Barış Antlaşması’dır. Lozan Antlaşması’na göre de karasuları 3 mil olmalıdır. 1936 yılında Yunanistan tek taraflı olarak karasularını 3 milden 6 mile çıkardı. Türkiye ise 1964 yılında kendi karasularını da 6 mile çıkartarak bu durumu kabul etti fakat her iki ülkenin de imzacı olduğu Lozan Barış Antlaşmasının belirlediği statüye göre Adalar (Ege) Denizi’ndeki karasuları dengesi 3 mil olmalıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki 1982 BMDHS (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) Türkiye’nin imzalamadığı bir sözleşmedir bu nedenle İmzalamadığı bir anlaşmanın hükmü Türkiye’ye karşı kullanılamaz ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) Adalar Denizindeki statüyü belirlemez. Türkiye’nin imzacı olmadığı bir sözleşmenin hükümlerini dayatmaya yönelik her türlü girişim açıkça hukuka aykırı, haksız ve küstahçadır. Aslında Adalar Denizi’nde karasuları 3 mil olmalı ve geriye kalan açık deniz alanlarından beraber barış içerisinde ortaklaşa faydalanmalıyız. Biz sadece antlaşmalara uyulmasını talep ediyoruz, başka bir şey talep etmiyoruz. Barış içinde yaşayalım, mücadele etmeyelim. Adalar Denizi’ndeki açık deniz alanlarından ve kaynaklarından beraber barış içerisinde ortaklaşa, birlikte faydalanalım” dedi. Konuşmasının sonunda Ekümeniklik kabul edilemez. Atatürk bu tür girişimleri milletin bağrına sokulmuş hançer gibi değerlendirmiş ve kurulmasına müsaade etmemiştir. Bugün Trabzon’un fetih(kurtuluş) yıldönümünde Sümela Manastırında ayin yapılmasına izin veremezsiniz. Bu doğru değildir. Bu papaz ülkemize elini kolunu sallayarak girip çıkıyor, ben Deniz Kuvvetlerinde Komutanlık yapmış şerefli Türk Askeri olarak Yunanistan’a bu rahatlıkta girip çıkabiliyor muyum?.Elbette hayır, bunlara dikkat etmeliyiz” diyerek konuşmasını bitirdi. Program sonunda BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk yazdığı kitabını Yaycı’ya taktim etti ve daha sonra hatıra fotoğraf çektirilmesiyle program son buldu
Bayrampaşa ve Haber Gazeteleri